Monthly Archives: June 2007

>Satmam ama ne kadar veriyorsun?

>Hikaye bildikti aslında. Raul’un geçmişini al; isimleri değiştir. Tek fark bu kez yıldız takımı lav edip Torres’i Real Madrid’e kaptıracak kadar aptal olmadığıydı Jesus Gil’in. Gil zaten yok artık. Biz de 25 yaşında futbolcuları hala genç diye kakaladıklarından bu adam ilkokul 3’ten beri Atletico Madrid’de oynuyor gibi geliyor insana. Aslında öyle de. 1994’den beri Atletico Madrid’de. Uzun bir kariyer hikayesi yazacak değilim. Geçen sezon La Liga klasiği bonservislerde satış bedeli yazar, Torres için de 90 milyon euro yazıyordu. Kazın ayağı öyle değil ama. Öyle basiretsiz bir takımda oynuyor ki kağıt üzerinde süper görünen kadro sahaya çıkınca kurdeşen döktürüyor taraftarına. Şampiyonlar Ligi’ni bırak, UEFA bile olmayınca bir de üstüne Milli Takım’ının klasikleşen bozgunları, hayal oldu o büyük rakamlar tabii. Satılamaz diyorlardı bir zamanlar, zamane futbolunda yok öyle bir adam. Liverpool ile Atletico Madrid 32 milyon euro+Luis Garcia paketinde anlaşmışlar. Son karar hesapta 19 yaşında kaptan olan çillinin.
Atletico Madrid hiç anlamadığım bir rakama 21 milyon euro’ya Villarreal’den Diego Forlan’ı transfer etti. Forlan’a bu parayı veren Atletico yönetiminin kafasına büyük sıçarım elimi de yıkamadan çıkarım Calderon’dan. Torres artık Liverpool’a imza atar. Biz de sezonda 6-7 Atletico Madrid maçında gördüğümüz El Nino’yu en az 20 maçta seyrederiz.

Satmam ama ne kadar veriyorsun?

Hikaye bildikti aslında. Raul’un geçmişini al; isimleri değiştir. Tek fark bu kez yıldız takımı lav edip Torres’i Real Madrid’e kaptıracak kadar aptal olmadığıydı Jesus Gil’in. Gil zaten yok artık. Biz de 25 yaşında futbolcuları hala genç diye kakaladıklarından bu adam ilkokul 3’ten beri Atletico Madrid’de oynuyor gibi geliyor insana. Aslında öyle de. 1994’den beri Atletico Madrid’de. Uzun bir kariyer hikayesi yazacak değilim. Geçen sezon La Liga klasiği bonservislerde satış bedeli yazar, Torres için de 90 milyon euro yazıyordu. Kazın ayağı öyle değil ama. Öyle basiretsiz bir takımda oynuyor ki kağıt üzerinde süper görünen kadro sahaya çıkınca kurdeşen döktürüyor taraftarına. Şampiyonlar Ligi’ni bırak, UEFA bile olmayınca bir de üstüne Milli Takım’ının klasikleşen bozgunları, hayal oldu o büyük rakamlar tabii. Satılamaz diyorlardı bir zamanlar, zamane futbolunda yok öyle bir adam. Liverpool ile Atletico Madrid 32 milyon euro+Luis Garcia paketinde anlaşmışlar. Son karar hesapta 19 yaşında kaptan olan çillinin.
Atletico Madrid hiç anlamadığım bir rakama 21 milyon euro’ya Villarreal’den Diego Forlan’ı transfer etti. Forlan’a bu parayı veren Atletico yönetiminin kafasına büyük sıçarım elimi de yıkamadan çıkarım Calderon’dan. Torres artık Liverpool’a imza atar. Biz de sezonda 6-7 Atletico Madrid maçında gördüğümüz El Nino’yu en az 20 maçta seyrederiz.

>Sendikanın Türkçesi ne?

>İtalyan medyasında bugün bir günlük grev vardı. La Federazione Nazionale della Stampa İtaliana meali İtalyan gazeteciler sendikası FNSI yine posta koyuyor gazete patronlarına. Orası İtalya orada sadece Kaka, Del Piero yok işte! Bizde Radikal, hazır Afrika sıcakları gelmişken 41 kişiyi diri diri yakıyor, kapı önüne koyuyor, Fanatik 11 adamına yarın işe gelmeyin diyor, Milliyet’te kim gider kim kalır totoları oynanıyor. Onlar da Kaka da var sendika da. Bizde Roberto Carlos var ama sendika yok. Giden arkadaşlarının ardından onlar yoksa biz de yokuz diyen kadrolar da yok. Alayınızın dizilişini yiyeyim…

Sendikanın Türkçesi ne?

İtalyan medyasında bugün bir günlük grev vardı. La Federazione Nazionale della Stampa İtaliana meali İtalyan gazeteciler sendikası FNSI yine posta koyuyor gazete patronlarına. Orası İtalya orada sadece Kaka, Del Piero yok işte! Bizde Radikal, hazır Afrika sıcakları gelmişken 41 kişiyi diri diri yakıyor, kapı önüne koyuyor, Fanatik 11 adamına yarın işe gelmeyin diyor, Milliyet’te kim gider kim kalır totoları oynanıyor. Onlar da Kaka da var sendika da. Bizde Roberto Carlos var ama sendika yok. Giden arkadaşlarının ardından onlar yoksa biz de yokuz diyen kadrolar da yok. Alayınızın dizilişini yiyeyim…

>Lüferler uğramaz oldu

>Zidane’ın Real Madrid’e transferi kırılma noktasıydı. Transferin ardından La Gazzetta dello Sport tam sayfada bunu sorguluyordu. Avrupa’nın kralı artık Serie A değil mi? Kendileri de biliyorlardı olmadıklarını ama soru işaretiyle açık kapı bırakmışlardı. Bir zamanlar öyle miydi? Bütün sarı kanatlar akıntıyla İtalya kıyılarına vardıklarında Juve, Milan, Inter lüferleri tek tek çekerdi. Ne zaman ki kefale kaçarlar o zaman salarlardı başka ülkelerin sularına. Platini, Maradona, Zidane. Tek kaçak Cruyff’du. Del Piero’yu ithal etmeyen, olmuşları toplayan, yıldızların eviydi Serie A. Futbol endüstrisi kavramının konuşulduğu günden bu yana ağları boş kaldı İtalyanların.
Sponsorluk anlaşmalarında, bir nebze tv yayın haklarında başa güreştiler – bu arada 2 dijital platformu da iflas ettirdiler- lakin iş tribüne gelince ne İngilizler, İspanyollar gibi pahalı bilet satabildiler, ne de Almanlar gibi kapalı gişe oynadılar. Geçen sezon seyirci ortalaması 19 binle İngiltere 1. lig ortalamasının altına gerilemişti. Zidane’ın gidişi futbol endüstrisinde geriye düştüklerinin belgesi oldu. Zaten güçlü ekonomisi olmayan ve kendi futbolcularını ihraç etmeyen ülke şimdi İspanya-İngiltere-Almanya arasında uçuşan transfer bombalarını uzaktan izlemekle yetiniyor ve elde var bir Kaka ile idare ediyor.Geçen sezondan başlayayım. Real Madrid, Cannavaro, Emerson, Diarra, Nistelrooy dörtlüsüne 57 milyon euro öderken, Barça Thuram-Zambrotta ile idare ediyor, Chelsea 60 milyona Sheva-Ballack-Cole üçlüsünü mavilendiriyordu. Serie A’nın en büyük transferi kimdi peki? Kimse. Gelen tek adam Maicon’du eh bir de devre arasında tombik Ronaldo. Bu sezon da değişen birşey yok. Toni ve Ribery, Bayern Munih’e giderken, Henry, 9 yıl önce oynadığı Serie A’yı ağzına almadı ve Barça’da, Lyon yine La Liga’ya adam ihraç ederken, 3 yıldır Milano kulüplerine gelecek denilen Fernando Torres Liverpool limanına demir atmak üzere. Gün itibariyle Serie A’nın büyük transferi kim? Juventus’un aldığı Tiago mu? Buraya kadar; Serie A’ya gömdüğüm yeter! Eski stadlar, ucuz biletler, ultras ruhu bize yeter! Ya peki kupalar! İşte burada İtalyanların sesi çıkar işte. Son 5 yılda Şampiyonlar Ligi’ni Milan 2 kez, kazandı, Milan ve Juventus birer final kaybetti. En iyi futbolcu ödüllerinde 5 yılda 4 yaptılar. Ronaldo, Nedved, Sheva, Cannavaro. Ve en büyüğü Dünya Kupası’nı kazandılar. Hadi gel de çık işin içinden Peter Kanyon efendi!

Lüferler uğramaz oldu

Zidane’ın Real Madrid’e transferi kırılma noktasıydı. Transferin ardından La Gazzetta dello Sport tam sayfada bunu sorguluyordu. Avrupa’nın kralı artık Serie A değil mi? Kendileri de biliyorlardı olmadıklarını ama soru işaretiyle açık kapı bırakmışlardı. Bir zamanlar öyle miydi? Bütün sarı kanatlar akıntıyla İtalya kıyılarına vardıklarında Juve, Milan, Inter lüferleri tek tek çekerdi. Ne zaman ki kefale kaçarlar o zaman salarlardı başka ülkelerin sularına. Platini, Maradona, Zidane. Tek kaçak Cruyff’du. Del Piero’yu ithal etmeyen, olmuşları toplayan, yıldızların eviydi Serie A. Futbol endüstrisi kavramının konuşulduğu günden bu yana ağları boş kaldı İtalyanların.
Sponsorluk anlaşmalarında, bir nebze tv yayın haklarında başa güreştiler – bu arada 2 dijital platformu da iflas ettirdiler- lakin iş tribüne gelince ne İngilizler, İspanyollar gibi pahalı bilet satabildiler, ne de Almanlar gibi kapalı gişe oynadılar. Geçen sezon seyirci ortalaması 19 binle İngiltere 1. lig ortalamasının altına gerilemişti. Zidane’ın gidişi futbol endüstrisinde geriye düştüklerinin belgesi oldu. Zaten güçlü ekonomisi olmayan ve kendi futbolcularını ihraç etmeyen ülke şimdi İspanya-İngiltere-Almanya arasında uçuşan transfer bombalarını uzaktan izlemekle yetiniyor ve elde var bir Kaka ile idare ediyor.Geçen sezondan başlayayım. Real Madrid, Cannavaro, Emerson, Diarra, Nistelrooy dörtlüsüne 57 milyon euro öderken, Barça Thuram-Zambrotta ile idare ediyor, Chelsea 60 milyona Sheva-Ballack-Cole üçlüsünü mavilendiriyordu. Serie A’nın en büyük transferi kimdi peki? Kimse. Gelen tek adam Maicon’du eh bir de devre arasında tombik Ronaldo. Bu sezon da değişen birşey yok. Toni ve Ribery, Bayern Munih’e giderken, Henry, 9 yıl önce oynadığı Serie A’yı ağzına almadı ve Barça’da, Lyon yine La Liga’ya adam ihraç ederken, 3 yıldır Milano kulüplerine gelecek denilen Fernando Torres Liverpool limanına demir atmak üzere. Gün itibariyle Serie A’nın büyük transferi kim? Juventus’un aldığı Tiago mu? Buraya kadar; Serie A’ya gömdüğüm yeter! Eski stadlar, ucuz biletler, ultras ruhu bize yeter! Ya peki kupalar! İşte burada İtalyanların sesi çıkar işte. Son 5 yılda Şampiyonlar Ligi’ni Milan 2 kez, kazandı, Milan ve Juventus birer final kaybetti. En iyi futbolcu ödüllerinde 5 yılda 4 yaptılar. Ronaldo, Nedved, Sheva, Cannavaro. Ve en büyüğü Dünya Kupası’nı kazandılar. Hadi gel de çık işin içinden Peter Kanyon efendi!

"ölenle ölünmüyor, gidenle gidilmiyor…"

…iyiligimizi düsünen dostlarin bizleri teskin etme cumlelerinden biridir bu. ve hep de “aslinda ben kendim yapamam ama insan baskasina söylerken daha kolay söyleyebiliyor sanki” diye de eklerler.. o zaman söylemeyin ve dilemeyin ve teskin etmeyin bana kalirsa.

***

az once, yani sanirim 10-15 dakika önce, Datca’dan bir haber geldi. Osman Akin, nami diger Garbo ya da Yahudi Papazi, sevgil esini kaybetmis. Insan görmeden de dost olabilir mi, ortak akil koprusu kuralabilir mi, arkadascasina sever mi, beraber gülüp beraber aglayabilir mi, dert yanip dert dinler mi diye düsünür yani hani… biz bunu da uzun zaman sonra yikmis olsak da, kah kimimiz istanbul’da osman’la bir meyhanede karsilikli kadeh tokusturmus, kimimiz istanbul’dan daralip datca’ya göcmeye karar verip osman’in rehberligine kendisini birakmis olsa da.. ya da kah inat edip, inatlasip 2 ay once benim gibi cok fena kizip Osman’a küsmüs olsa da.. bazi arkadasliklarin ve bazi dostluklarin nasil basladigi bilinmez, bitmeyecegini hic kestiremedigin, hic bilmeyecegin gibi..

***

adini animsamayacak kadar kafamin ambale oldugu su dakikalarda bildigim tek sey Osman’in o kadini cok seviyor oldugu. dünyevi urunleri 8-9 yaslarindaki kizina gösterdigi ihtimami istanbul’a akittigi fotolariyla gösterir, bizim onumuzde bir “baba profili” olarak hep yol göstermeye, kmlerce öteden metanet asilamaya calisirdi.

simdi ben metanet dilemek istiyorum ona ama bugunlerde kafam daha cok pesisira gelen ölümlere, kayboluslara, yitirislere, gitmelere, bitmelere takiliyor… bir iklim gibi çöktü sanki üzerimize, tüm bunlarin altinda “hakedecek ne yaptik” diye düsünürken ben… bitmiyor bu firtina.

derwall öldü, osman’in esi öldü.
babam zaten ölmüstü.

ve biz, ben, o, abim, annem, raul, bu yaziyi okuyan sen suan nefes aliyoruz.
onlar yok, biz variz; sanki düpedüz caresizligin farkindayiz.