Monthly Archives: May 2008

Homework: Banksy

Homework: Banksy – Lord

Lord’un bu guzel “iş”ini ivedilikle tüketiniz…

Advertisements

Yüz’ler

Faces

Rad Sabrettin

Seen On The Streets Of Istanbul, Turkey
http://www.woostercollective.com/

Tifil Sermayesi

yollar yine bos ya sanki sana bosaltmislar. Insan nasil düsünmek isterse öyle düsünürmüs, öyle derler. Öyle diyenler insan degilmis gibi. Yani sabahin 6’sinda yollar bossa, bunu kendime bosaltilmis gibi düsünmek. Sabah evden cikip kuzuya yururken yine uzanasim geldi evin önündeki yola. Ufakken yazlari uzanirdik. Yazin sicaginda da öglen uzaninca yakardi asfalt. O zaman yoldan vizir vizir araba gecmez, 10 dakika sonra gelecek arabayi bilir ona göre davranirdik. Uzandigimiz yerde bizi ezmeyecek soforler de vardi. Sofor ve mahalle demisken, aklimdan cikmamis sahnelerden biri, Ceylin’in babasi bugün Etiler’de Escada’nin magazasi olan sapaktan girdigi gibi asagiya mahalleye kadar bos viteste gelirdi. Yaz aksamlarinin eglencesi, ne sacma ki adamcagizi ust mahallede gordugumuz yerden arkaya evinin onune kadar araba süratinda yaninda eslik ederdik. Kah yere uzanmak, kah “hukumetten giden” bir arabaya manasiz bir eslik seromonisi. Bir ruya da var ki yine o donemden, hemen hemen her ferdi gorunce mahallenin ruyasi adini aldi: “Arkadaslar sabah bir uyandim bir de ne goreyim ust mahalledeki yol boydan boya gamewatch kapli. Mario Bros’lar, soccer-suite’ler.. Kusura bakmayin, hepsini soktum ve cuvala doldurdum. Apartmanin arkasina sakladim. Gidip ordan alalim mi ?..”


Ne kadar adice. Apartmanin arkasina gidince, orada cuval dolusu gamewatch yoktu tabi. Bu gidislerden birinde –ki her defasinda birbirimizinkini yerdik (malafati degil)- cakma Tanju’nun playboylarini bulurduk.. araya parça giren yillar bir nevi..

Uzanasi yol uzadikca uzadi. Bilerek uzattim agir giderek Hic bitmesin türünden yollardan. Yeniköy’ün bombardimana ugramis zeminini küfür ederek gecip, Tarabya Oteli önünde hasin bir chicane, bayilirim sola yatan virajlara…

Kirecburnu Firini

Sabah 07, Kirecburnu Firin‘da sütliman vakti. En fazla 30-40 dakika sonra dolusur insanlar. Bu yuzden en kiymetli yarim saat. Tum gazeteler gelmemis. Olanlarla idare, yanina sabah uykusundan kalkmis olmanin suratinda ifadesi cok acik bir garson bayandan sicak demli bir cay talebi. Sonra iceri girip beyfendiligine hayran kaldigim yasli beyden borek siparisi. Ince parmak boy olanlar, günün favorisi. Gül böregi, pogaca, acma.. burada yiyenin bunlari baska yerde yemesi imkansizlasiyor, gittikce, gün gittikce zorlasiyor hersey, diger hersey gibi.

bobi
kirecburnu’nda yorgun düstün be bobican...

Kocakafali Bobi icin de zor hayat. En son gordugumde ayagi sarili, boynunda su huniye benzer plastik (kopek ayagi ile oynamasin diye, galiba) alet vardi. Yine topalliyor. Saga sola sallaniyor. Sahilden gelen Sunduz ile Nuri onunla oynuyor. Bir ara yola yatiyor, firindan cikan bir beyamca onla konusuyor, bobi kalkip isaret edilen yere gidiyor. Bobi herseyi anliyor. Ama insanlar herseyi anlamiyorlar, anlar gibi yapiyorlar. Salaga yatmak, anlar gibi yapmak ama anlamamak, aptalligi bile bile aptalliktan vazgecmemek ne hazin.

Bir araba durdu. Araba devasa. Calissam alamam, calismasam da alamam, calsam alabilirim. Flut calsam mesela. Sam bir kez daha çal, sofor kabininden bir tifil indi…
Mercedes ya da Walkswagen’dan inen bu tifil abilerin hayatlarinin berisi döneminde yemedikleri icin böyle tifil kaldiklari, yemediklerini yatirdiklari bu arabalara “nasil” sahip olduklarina bir kafa yorma telasi… Sofor sanabilirsin ama degil, direkt bizzat sahibi, yememis icmemis aleti dikmis. Alamanci olmalari buyuk yuzdeli, ekseri sarisin, sariya calan, kirmizi yanik tenli, cogunca beyzbol kasketli ve sakin dingin hareketli mersedes abiler, vosbos babalar.. Ah sizlerdeki sebat yetenegini barajin dagittigi enerji misali dagitsalar.. Parayla imanin kimde oldugu belli olmazmis lakin “parayi sevgiye tercih etmedim” diyor Kral.

Bobi
caddeye uzanmak, ah bobi senden alasi yok

Saati doldu kalkiyorum Kirecburnu’ndan, ruzgar pufur pufur, gunes iligini veriyor bacaklara.. Ciplak ayak dolasma vakti gelmis sehire, ah guzel Istanbul. Icimi isitiyorsun pazar sabahi, güveç gibisin. Beyoglu’nda Agacamii Sokak’ta Hacik Peredyan’li güvec günleri. Güvec Workshop olurdu Peredyan da olsa bugun onun adi. Sahi artik güvec yapan kaldi mi? O tencereleri saksi yapiyorlar hep. Biz yemek yapardik icinde.

Deniz kenarinin sabah dinginliginden, alisveris merkezlerinin haşin koridorlarina kosarak bir uzama. Yine buldum birseyler. Yine bir basina…

Nefes almak lazim, her firsatta…
Boguluyorum yoksa suphen mi var…

62

karşı yaka memleket,
sesleniyorum varna’dan,
işitiyor musun?
memet! memet!
karadeniz akıyor durmadan,
deli hasret, deli hasret,
oğlum, sana sesleniyorum,
işitiyor musun?
memet! memet!”…

***

burda olsaydin sana 62den tavsan cizebilirdim,
coban salatasi da yapabilirdim,
yoksun yapamiyorum, sadece üzgünüm, 3 yildir.

Kah çıkarım gökyüzüne…

…seyreder alem beni.
Kah girerim duşa ben seyrederim alemi.

tasev’de irtifa denemeleri

Lonely and Beautiful

“iklimler” filminden, motorla ucmadan onceki sahne…

“i dedicate this prize to my lonely and beautiful country
which i love passionately”

Nuri Bilge Ceylan
, Cannes 2008’de “En iyi yönetmen” ödülünü aldi.
Bu ödülü bugun Sabah’in Pazar Eki’ndeki Yüzleşme adli kosesinde NBC icin “Onu elestirmek, sorgulamak ayip sayiliyor” diyen ama sinemasina getirdigi elestiriyi “Nicin 12 Eylul’e film cekilmiyor, nicin politik sinema yok” uzerinden yapan Ecevit Kilic’a ve vakur durmak varken gecmisin tozlarini bugunun raflarina sermekteki sıkıcılıgı görememis-bilememis, “Ben o kapiyi Berlin’de acmasam bugun NBC oralara adimini bile atamazdi” diyen Metin Erksan’a armagan ediyorum, şahsen…

Nonda’nin golü gibisin, degil gibisin NBC.

Best Director Award of Cannes 2008 – Nuri Bilge Ceylan